Bir düğmeye basıyorsunuz. On saniye sonra ekranda bin kelimelik bir blog yazısı var. Başlık yerinde, paragraflar düzgün, cümleler akıcı. İlk bakışta kusursuz.
Sonra yayınlıyorsunuz. Ve hiçbir şey olmuyor.
Trafik gelmiyor. Kimse yorum yazmıyor. Müşteri aramıyor. Yazı, internetin dibinde sessizce yatıyor. Oysa saatler harcamış olsanız daha mı iyi olurdu? Bilmiyorsunuz. Elinizde bir sürü içerik var ama hiçbiri işe yaramıyor gibi. İçten içe bir his: "Sanki bir şeyi kaçırıyorum."
Bu yazı, o hissin kaynağını bulmakla ilgili. Yapay zeka ile içerik üretimi gerçekten neyi çözüyor, neyi çözemiyor? Ve asıl önemlisi: herkes aynı araca sahipken sizi kim fark edecek?
Önce şu duyguyu konuşalım: neden bu kadar yorucu?
İçerik üretmek eskiden zaman meselesiydi. Şimdi bolluk meselesi.
Eskiden sorun şuydu: yazacak vaktim yok. Bugün sorun şu: herkesin yazacak sonsuz vakti var. Yapay zeka herkese aynı anda binlerce kelime yazma gücü verdi. Rakibiniz de aynı düğmeye basıyor. Sektörünüzdeki on kişi de. Dünyanın öbür ucundaki tanımadığınız biri de.
Ve siz o kalabalığın içinde sesinizi duyurmaya çalışıyorsunuz.
Bu yüzden yoruluyorsunuz. Çünkü daha çok üretmek, artık daha çok görünmek anlamına gelmiyor. Ne kadar hızlı yazarsanız yazın, karşı taraf da o kadar hızlı yazıyor. Koşu bandında koşuyorsunuz. Terliyorsunuz ama yerinizde sayıyorsunuz.
Bu his sizi tembel yapmaz. Aksine, çoğu zaman en çok çalışan insanların hissettiği şeydir bu. Bir problemi yanlış tanımladığınızda, ne kadar çalışırsanız çalışın, çözemezsiniz. Ve içerikte çoğumuz problemi yanlış tanımlıyoruz.
İçerik üretmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Fark edilmek de hiç bu kadar zor olmamıştı.
Herkesin doğru sandığı fikir
Ortada bir varsayım var ve neredeyse herkes ona inanıyor:
"Yapay zeka içerik üretimini çözdü. Artık iyi bir araç, iyi bir komut ve biraz düzeltmeyle profesyonel içerik çıkarabilirim. Yazarlık işi bitti."
Kulağa mantıklı geliyor. Çünkü kısmen doğru. Metin üretmek gerçekten kolaylaştı. Rakamlar da bunu söylüyor: pazarlamacılar yapay zeka sayesinde günde ortalama 2,5 saat, içerik başına yaklaşık 3 saat kazanıyor. Bazı ekipler içerik üretim hızını neredeyse yüzde 90 artırmış durumda. Ayda çıkarılan içerik sayısı yüzde 40'ın üzerinde artabiliyor.
Bunlar gerçek avantajlar. Görmezden gelmek aptallık olur.
Ama burada bir mantık hatası var. Ve bu hata size pahalıya patlıyor.
Metin üretmekle içerik üretmeyi aynı şey sanıyoruz.
Metin, kelimelerin arka arkaya dizilmesidir. İçerik ise birinin dikkatini kazanıp, kafasında bir şeyi değiştirmesidir. Yapay zeka birincisinde ustalaştı. İkincisinde ise henüz çıraklık bile yapamıyor. Neden mi? Nasıl çalıştığını bir düşünün.
Yapay zeka aslında ne yapıyor? "Bilmek" ile "tahmin etmek" arasındaki fark
Şunu netleştirelim, çünkü çoğu yanlış anlama buradan doğuyor.
Bir dil modeli, örneğin ChatGPT ya da benzerleri, bir şeyi "bilmez". Bir sonraki kelimeyi tahmin eder. Milyarlarca metni okumuş, hangi kelimenin hangisinden sonra gelme ihtimalinin yüksek olduğunu öğrenmiştir. Yani size cevap verirken aslında hakikati aramaz. İstatistiksel olarak en olası cümleyi kurar.
Bu ince bir ayrım gibi görünebilir. Değil. Her şeyi değiştirir.
Çünkü "en olası cümle" ile "doğru cümle" çoğu zaman aynıdır ama her zaman değildir. İşte bu boşlukta halüsinasyon dediğimiz şey doğar: model, hiç var olmayan bir istatistiği, sahte bir kaynağı, uydurma bir tarihi tam bir özgüvenle önünüze koyar. Yalan söylemez. Emin olmadığını bilmez bile.
2025'te OpenAI'nin yayımladığı bir araştırma bunun nedenini açıkladı. Modeller "bilmiyorum" demek yerine tahmin yürütmeye eğitiliyor. Çünkü değerlendirme sistemleri, emin görünen yanlış cevabı, dürüst bir "emin değilim" cevabına tercih ediyor. Yani makine, kendinden emin blöf yapmayı öğreniyor.
Şimdi bunu içeriğe bağlayalım. Yapay zeka sizin sektörünüzü yaşamadı. Bir müşteriyle telefonda tartışmadı. Bir kampanyanın çöküşünü izlemedi. Bir ürünü elleyip "bu kalitesiz" demedi. Sadece bu konularda yazılmış metinlerin ortalamasını okudu. Ve size o ortalamayı geri veriyor.
Ortalama, kimseyi ikna etmez.
Peki neden herkesin içeriği birbirine benziyor?
Bir deney yapın. Sektörünüzde son altı ayda çıkmış on tane blog yazısı açın. Fark edeceksiniz: hepsi aynı şeyi söylüyor. Aynı başlıklar, aynı giriş cümleleri, aynı "sonuç olarak" paragrafları.
Tesadüf değil. Herkes aynı kaynaktan besleniyor.
Yapay zeka ortalamanın üzerine kuruludur. Milyonlarca metnin ortak paydasını çıkarır. Bu yüzden ürettiği her şey, tanımı gereği, "herkesin söyleyeceği şey"dir. Sizi rakibinizden ayıran şeyi değil, sizi rakibinizle aynılaştıran şeyi üretir.
Düşünün: pazarlamanın bütün amacı farklılaşmaktır. Yapay zeka ise farkı silen bir makinedir. Bu ikisini uzlaştırmadan kullanırsanız, kendi elinizle sıradanlaşırsınız.
İşte "sanki bir şeyi kaçırıyorum" hissinin kaynağı bu. İçeriğiniz kötü değil. Sadece ayırt edilemez. Ve internette ayırt edilememek, görünmez olmakla aynı şeydir.
Şöyle düşünün. Bir sokakta on tane aynı tabelalı, aynı vitrinli, aynı menülü dükkan olsa, hangisine girerdiniz? Muhtemelen hiçbirine. Ya da en yakınına, umursamadan. Oysa aralarında bir tanesi farklı bir hikaye anlatsa, kapısına kendi sözünü yazsa, onu hatırlardınız. İçerik de böyle bir sokak. Ve yapay zeka, herkese aynı tabelayı bedavaya dağıtıyor. Sizin işiniz o tabelayı değil, kendi sözünüzü asmak.
Gerçekten oldu: markaların yapay zekayla düştüğü tuzaklar
Teori yeter. Somut olalım. Çünkü bu hatalar küçük bloglarda değil, dünyanın en büyük yayın organlarında yaşandı.
Bir de şu var: Glasgow'da düzenlenen bir Willy Wonka etkinliği, yapay zekayla üretilmiş büyülü görsellerle tanıtıldı. Ailelere masalsı bir dünya vaat edildi. İnsanlar bilet aldı, çocuklarını götürdü. Karşılarında birkaç dekor parçası ve neredeyse boş bir depo buldu. Vaat ile gerçek arasındaki uçurum, olayı bir internet skandalına çevirdi.
Bu üç hikayenin ortak noktası ne? Hiçbiri teknolojinin hatası değil. Üçü de insanın yapay zekaya, ait olmadığı bir işi devretmesinin hatası. Yargıyı, deneyimi, dürüstlüğü otomatikleştirmeye çalışmanın bedeli.
Yeni bakış açısı: yapay zeka bir yazar değil, bir stajyerdir
Buraya kadar geldiyseniz, şimdi asıl fikri konuşabiliriz.
Yapay zekayı bir yazar sanıyoruz. Değil. O bir stajyer.
Çok hızlı, çok çalışkan, hiç yorulmayan, her konuda ortalama bilgiye sahip bir stajyer. Kaba taslağı dakikalar içinde çıkarır. Araştırmayı toparlar. On farklı başlık önerir. Sıkıcı işleri devralır.
Ama hiçbir stajyere yayın kararını vermezsiniz. İmzanızı ona attırmazsınız. Müşteriyle stratejiyi ona kurdurmazsınız. Çünkü stajyerde olmayan bir şey var: deneyim ve sorumluluk.
Bu bakış açısı her şeyi yerine oturtur. "Yapay zeka mı, insan mı?" diye sormayı bırakırsınız. Doğru soruyu sorarsınız: "Bu işin hangi parçası tahmin, hangi parçası yargı?"
Tahmin gerektiren parçaları makineye verin. Yargı gerektiren parçaları kendinize saklayın. Sınır tam olarak burada.
Bir şey daha var. İyi bir yöneticinin stajyerle ilişkisi tek yönlü değildir. Stajyere ne kadar iyi brief verirseniz, o kadar iyi iş alırsınız. Yapay zeka da böyle. "Bir yazı yaz" demek, stajyere "bir şeyler yap" demek gibidir. Ortada net bir görev yoksa, ortalama bir sonuç alırsınız.
Oysa ona kendi fikrinizi, kendi örneğinizi, kendi tonunuzu verirseniz, o fikri işleyip geri getirir. Yani çıktının kalitesi, aslında sizin girdinizin kalitesidir. Kötü içerik çoğu zaman yapay zekanın değil, ona verilen zayıf yönlendirmenin sonucudur. Makineyi suçlamadan önce, ona ne söylediğinize bakın.
Net liste: yapay zeka neyi iyi yapar, neyi yapamaz
Bulanık konuşmayı bırakalım. Aracı verimli kullanmak için sınırını net bilmeniz gerekir. İşte iki liste.
Yapay zekanın gerçek avantajları, yani onu kullanmamanın aptallık olduğu yerler:
- Boş sayfa korkusunu bitirir. En zor an, ilk cümledir. Yapay zeka size başlanacak bir taslak verir. Kötü bir taslağı düzeltmek, boş sayfaya bakmaktan her zaman kolaydır.
- Sıkıcı işi devralır. Uzun bir metni özetlemek, bir fikri on farklı başlığa çevirmek, bir yazıyı sosyal medya gönderisine dönüştürmek. Bunlar zaman yiyen ama düşünce gerektirmeyen işler. Tam makine işi.
- Araştırmayı hızlandırır. Bir konunun genel çerçevesini dakikalar içinde çıkarır. Nereden başlayacağınızı gösterir. Ama son sözü değil, ilk adımı için.
- Ölçek sağlar. Aynı fikri farklı formatlara, farklı kanallara çoğaltmak gerektiğinde yorulmadan üretir. Bir kişilik ekibi, küçük bir ekip gibi çalıştırır.
- Dil engelini düşürür. Bir metni sadeleştirmek, tonunu ayarlamak, bir çeviriyi akıcılaştırmak konusunda hızlıdır.
Yapay zekanın yapamadıkları, yani sizin devrede kalmanız gereken yerler:
- Deneyim üretemez. Bir ürünü test etmedi, bir müşteriyle konuşmadı, bir kampanyanın battığını görmedi. Yaşanmışlık sizden çıkar.
- Hakikati doğrulayamaz. İstatistiği, ismi, tarihi güvenle uydurur. Doğruluk kontrolü sizin işiniz.
- Bakış açısı seçemez. Ortalamayı verir. "Herkes böyle diyor ama aslında" cümlesini kuramaz. Cesur görüş sizden gelir.
- Sorumluluk alamaz. Bir hata yayınlandığında bedelini makine ödemez, siz ödersiniz. İmza sizin.
- Gerçek bağ kuramaz. İnsanlar makineye değil, insana güvenir. Güven ilişkisini kuran sizsiniz.
Türkiye'de durum: neden burada fırsat daha da büyük?
Bir de yerel gerçeğe bakalım. Türkiye'de içerik dünyası uzun süre iki uçta gezindi. Bir uçta pahalı ajanslar, diğer uçta ucuza toplu üretilen, birbirinin kopyası bloglar.
Yapay zeka bu ikinci grubu patlattı. Artık herkes saniyeler içinde Türkçe metin üretebiliyor. Sonuç: internet, birbirinin aynısı Türkçe içerikle doldu. Aynı konu, aynı başlık, aynı cansız cümleler.
Ama işte tam burada bir boşluk açıldı. Herkes ortalama üretirken, ortalamanın üstü bomboş kaldı.
Türkçe içerikte deneyim anlatan, gerçek vaka paylaşan, net bir görüş koyan çok az kişi var. Çünkü bu emek ister, makine yapamaz. Yani rekabet, göründüğünden çok daha az. Kalabalık dibi doldurdu, zirve boş.
Google'ın yapay zeka özetleri Türkiye'de yeni yaygınlaşıyor. Yani oyun daha kurulurken masadasınız. İçeriğinizi bugünden doğru kurarsanız, yapay zeka cevaplarında kaynak olarak gösterilen az sayıdaki Türkçe siteden biri olabilirsiniz. Herkes henüz eski usül düşünürken.
Google ne diyor? "Yapay zeka içerik cezalandırılır mı?"
Bu soru herkesin aklında. Kısa cevap: hayır, yapay zeka içeriği otomatik olarak cezalandırılmaz.
Google resmi olarak şunu söylüyor: içeriğin nasıl üretildiği değil, kime yaradığı önemli. Yapay zekayla yazılmış ama gerçekten yardımcı, özgün, kaliteli bir içerik sorun değil. Cezalandırılan şey başka: "ölçekli içerik kötüye kullanımı." Yani sırf arama motorunu kandırmak için binlerce sığ, kopyala yapıştır sayfa üretmek.
2024'ün büyük güncellemeleri tam olarak bunu hedef aldı. Otomatik üretilmiş, insan katkısı olmayan içerik yığınları elendi.
İşte kritik veri: Semrush'ın araştırmasına göre yapay zekayla üretilip ciddi biçimde insan tarafından düzenlenen içerik, hiç dokunulmamış yapay zeka içeriğine göre yüzde 73 daha iyi sıralanıyor. Aynı araç, iki farklı sonuç. Aradaki tek fark: insan eli.
Google'ın burada aradığı şeyin bir adı var: E-E-A-T. Yani Deneyim, Uzmanlık, Otorite ve Güvenilirlik. Dikkat edin, listenin başında "Deneyim" var. Ve deneyim, yapay zekanın asla sahip olamayacağı tek şey. Bir yazılımı test edemez, bir şehri gezemez, bir müşteriyle konuşamaz. Onun elinde sadece başkalarının yazdıkları var. Sizin elinizde yaşadıklarınız.
Arama değişiyor: AI Overviews ve yeni gerçek
Bir şey daha oluyor ve bunu görmezden gelmek pahalıya patlar.
Google artık cevabı doğrudan arama sonucunun üstünde, yapay zeka özetiyle veriyor. Buna AI Overviews deniyor ve Türkiye'de de devreye girdi. Sonucu şu: insanlar sitenize tıklamadan cevaplarını alıyor.
Rakamlar ciddi. Bazı yayınlar Şubat-Haziran döneminde geçen yıla kıyasla yüzde 11'e varan trafik kaybı gözlemledi. Reuters Enstitüsü'nün 2026 raporunda, 51 ülkeden 280 medya lideri önümüzdeki üç yılda arama trafiğinin yüzde 43 düşmesini bekliyor.
Panik yapmadan okuyun. Çünkü madalyonun bir de öbür yüzü var.
Oyun değişiyor. Eskiden hedef Google'da üste çıkmaktı. Şimdi yeni bir hedef eklendi: yapay zekanın cevabında kaynak olarak gösterilmek. Buna GEO deniyor, yani üretken arama motoru optimizasyonu. Ve burada büyük bir fırsat var.
Bakın: yapay zeka üzerinden gelen ziyaretler 2025'in ilk beş ayında bir önceki yıla göre yüzde 500'ün üzerinde arttı. Daha da çarpıcısı, bu ziyaretçiler çok daha kaliteli. Sıradan bir arama ziyaretçisi ortalama yüzde 1,76 oranında müşteriye dönerken, ChatGPT üzerinden gelen ziyaretçilerde bu oran yüzde 16'ya çıkıyor.
Bunu bir düşünün. Sayı olarak daha az insan geliyor ama gelenler on kat daha hazır geliyor. Çünkü yapay zeka, sizin içeriğinizi zaten bir cevabın parçası olarak seçmiş, okuyucuya "işte güvenilir kaynak bu" demiş.
Az ama nitelikli trafik, çok ama ilgisiz trafiği her zaman yener. Mesele kaç kişinin geldiği değil, kimin geldiği.
Peki yapay zeka hangi içerikleri kaynak seçiyor? Ortalamayı değil. Net cevap veren, somut veri içeren, güvenilir kaynak gösteren, arkasında gerçek bir uzman olan içerikleri. Yani tam olarak yapay zekanın kendi başına üretemediği içerikleri.
Buradaki ironiyi görüyor musunuz? Yapay zeka çağında öne çıkmanın yolu, yapay zekanın yapamadığı şeyi yapmaktan geçiyor.
Yapay zekayı doğru kullanmanın yöntemi: adım adım
Tamam. Peki pratikte ne yapacaksınız? İşte işleyen bir düzen.
Düşünmeyi devretmeyin, yazmayı devredin. Ne söyleyeceğinize siz karar verin. Ana fikir, bakış açısı, hangi örneği vereceğiniz sizden çıksın. Yapay zeka sadece o fikri cümlelere döksün. Boş bir sayfaya "bana bir yazı yaz" derseniz, ortalama alırsınız. "Şu fikri, şu örnekle, şu tonda yaz" derseniz, kendinizi alırsınız.
Taslak için kullanın, son söz için değil. Yapay zekayı ilk taslağı hızlandırmak için kullanın. Sonra üstünden geçin. Kendi cümlelerinizi ekleyin, klişeleri silin, gerçek bir örnek koyun. Unutmayın: düzenlenen içerik, düzenlenmeyene göre çok daha iyi sıralanıyor.
Her istatistiği, her ismi, her tarihi kontrol edin. Yapay zeka güvenle uydurur. Yayınladığınız her sayının kaynağını siz doğrulayın. Bir tek uydurma istatistik, tüm içeriğinizin güvenilirliğini yok eder.
Deneyiminizi ekleyin. Yaşadığınız bir olay, bir müşteri hikayesi, bir hata, bir sonuç. Bunlar yapay zekanın asla üretemeyeceği malzemedir. Ve tam olarak Google'ın ve okuyucunun aradığı şeydir.
Sesinizi koruyun. Yapay zeka nötr bir ton kullanır. Sizin bir tonunuz var: nasıl konuşuyorsanız öyle yazın. Şaka yapıyorsanız yapın, iddialıysanız iddialı olun. Ton, taklit edilemeyen tek şeydir.
Sık yapılan hatalar
Aynı hataları defalarca görüyorum. Sizi baştan uyarayım.
- Hız için kaliteyi feda etmek. "Daha çok içerik" bir hedef değildir. Daha çok işe yarayan içerik hedeftir. On sıradan yazı, bir keskin yazının yanında görünmez.
- Yapay zekaya konu seçtirmek. Konuyu okuyucunuz belirler, algoritma değil. Yapay zekanın önerdiği başlıklar en aranan başlıklardır, yani en rekabetçi ve en sıradan olanlar.
- Kaynak kontrolünü atlamak. "Nasılsa doğrudur" diye düşünmek. En büyük yayınlar bu yüzden battı. Siz batmayın.
- Kişiliği silmek. Yazıyı "profesyonel" görünsün diye cilalayıp içindeki insanı yok etmek. İnsanlar cilalı metinlere değil, gerçek insanlara güvenir.
- Yapay zekayı gizlemek. Kullandığınızı saklamaya gerek yok. Önemli olan sonucun kaliteli ve dürüst olması. Gizlemek, yakalanınca çok daha büyük bir güven kaybı yaratır.
Asıl mesele: bolluk çağında kıt olan şey nedir?
Bir adım geri çekilelim.
Her devrimde bir şey bollaşır, başka bir şey kıtlaşır. Ve para, bollaşan şeyde değil, kıtlaşan şeyde birikir.
Yapay zeka metni bollaştırdı. Artık kelime bedava. Cümle bedava. Blog yazısı neredeyse bedava. Peki geriye ne kıt kaldı?
Güven. Bakış açısı. Deneyim. Arkasında durabileceğiniz bir görüş.
İnsanlar bilgi için artık size ihtiyaç duymuyor. Bilgi her yerde, hem de bedava. Size ihtiyaç duydukları şey, o bilgiye kimin kefil olduğu. "Bu adam bunu gerçekten yaşamış, gerçekten biliyor, arkasında duruyor" hissi. İşte kıt olan bu.
Yapay zeka bu yüzden sizi işsiz bırakmaz. Aksine, ortalama içerik üretenleri işsiz bırakır. Çünkü ortalamayı makine daha ucuza yapar. Geriye tek değerli şey kalır: makinenin yapamadığı şeyi yapan insan.
Belki de gerçek sorun, yapay zekanın ne kadar iyi olduğu değildi. Belki gerçek soru şuydu: siz, bir makinenin taklit edemeyeceği ne söylüyorsunuz?
Bu soruyu bir dakika açık bırakın.
Sıkça Sorulan Sorular
Yapay zeka ile üretilen içerik Google'da ceza alır mı?
Hayır. Google içeriğin nasıl üretildiğine değil, kullanıcıya yararlı olup olmadığına bakar. Cezalandırılan şey, sırf arama sıralamasını kandırmak için üretilen sığ, ölçekli içerik yığınıdır. İnsan tarafından düzenlenmiş, gerçek değer katan yapay zeka içeriği sorun değildir.
Yapay zeka içeriği insan içeriğinden ayırt edilebilir mi?
Çoğu zaman evet, hem okuyucu hem arama motorları tarafından. Ayırt edici işaretler: somut örnek eksikliği, tekrar eden kalıp cümleler, deneyim yokluğu ve nötr bir ton. Ama insan tarafından ciddi biçimde düzenlenip deneyimle zenginleştirilmiş içerik bu izleri kaybeder.
Yapay zeka gerçekten zamandan tasarruf ettiriyor mu?
Evet, ölçülebilir biçimde. Pazarlamacılar içerik başına ortalama 3 saate yakın zaman kazanıyor. Ama kritik nokta şu: o zamanı nereye harcadığınız. Düşünmeye ve araştırmaya harcarsanız kaliteniz artar; hiçbir şeye harcamazsanız sadece daha hızlı sıradan içerik üretirsiniz.
Halüsinasyon ne demek ve neden tehlikeli?
Halüsinasyon, yapay zekanın var olmayan bir bilgiyi tam bir özgüvenle doğruymuş gibi sunmasıdır. Tehlikelidir çünkü model emin olmadığını belli etmez; yanlış bilgiyi doğru bilgiyle aynı tonda verir. Bu yüzden yayınladığınız her sayıyı, ismi ve tarihi kendiniz doğrulamalısınız.
GEO nedir, SEO'nun yerini mi alıyor?
GEO, içeriğinizin ChatGPT gibi yapay zeka araçlarının cevaplarında kaynak olarak gösterilmesini sağlama çalışmasıdır. SEO'nun yerini almaz, üstüne eklenir. Net cevaplar, somut veriler ve güvenilir kaynaklar hem klasik aramada hem yapay zeka cevaplarında öne çıkmanızı sağlar.
Küçük bir işletmeysem yapay zekayla nasıl fark yaratırım?
Avantajınız tam da küçük olmanız. Büyük markalar ortalama üretir; siz gerçek hikayeler anlatabilirsiniz. Yaşadığınız vakaları, müşteri sonuçlarını, kendi görüşünüzü ekleyin. Yapay zeka taslağı hızlandırsın, farkı sizin deneyiminiz yaratsın.
Sonuç: makineye ne yaptıracağınıza değil, ne yaptırmayacağınıza karar verin
Yapay zeka ile içerik üretimi bir tehdit değil. Ama kurtarıcı da değil. O sadece bir araç. Ve her araç gibi, kimin elinde olduğu her şeyi belirler.
Bu yazının başında bir hisle başladık: "Bir sürü içerik üretiyorum ama hiçbiri işe yaramıyor." Artık nedenini biliyorsunuz. Sorun üretim hızınız değildi. Sorun, ürettiğiniz şeyin sizden değil, ortalamadan çıkmasıydı.
Çözüm basit ama kolay değil. Yapay zekaya yazdırın, ama düşünmeyi bırakmayın. Taslağı ondan alın, sözü kendiniz söyleyin. Zamandan kazanın, o zamanı deneyiminizi eklemeye harcayın.
Bugün yapabileceğiniz tek bir şey var: son yayınladığınız içeriği açın ve şu soruyu sorun. "Bu yazının içinde, sadece benim söyleyebileceğim tek bir cümle var mı?" Yoksa ekleyin. Kendi hikayenizi, kendi görüşünüzü, kendi kefilliğinizi koyun.
Çünkü makine kelimeleri üretebilir. Ama o kelimelerin arkasında durabilecek tek kişi hâlâ sizsiniz. Ve bolluk çağında en kıt, en değerli şey tam olarak bu: güvenilecek bir insan olmak.